Ramazan Bayramınız Kutlu Olsun!!
RAMAZAN BAYRAMINI DOYA DOYA YASAYALIM. HAYIRLI BAYRAMLAR! HER SEYE KADIR OLAN YUCE ALLAH, BIZLERI, DOGRU YOLDAN VE SEVDIKLERIMIZDEN AYIRMASIN! HAYIRLI VE BEREKETLI RAMAZAN BAYRAMLARI DILEGIYLE.
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE



Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara;ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi.
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy
Msn engelleyenleri gizlilikten silmek
Arkadaşlar hep ben cavapladım fakat size bir sorum olacak Msn engelleyenleri gizlilikten nasıl silebilirim.Araştırdım fakat bir sonuca ulaşamadım.
Dinar
DİNAR İLÇESİ TANITIMI Afyon-Antalya karayolu üzerinde olup, il merkezine 106 km. uzaklıkta bulunan ilçe 1924 yılında kurulmuştur. Yüzölçümü 1.328 km²’dir. Tarihin çok eski çağlarında sayısız imparatorun, tanrı Apollo ve Kral Midas’ın müzik yarışı yaptığı İncirli, Üçlerce, Beloluk ve bilhassa Suçıkan mevkileri, ilçenin dinlenme ve mesire yerleridir.
İlçemizin adeta sembolü durumunda bulunan Suçıkan, Menderes nehrine kDİNAR İLÇESİ TANITIM VE ÖZELLİKLERİaklık eden Pınarbaşı, Bülüçalan kaynağı, Yapağı ve Beşpınar kaynakları, Pınarlı, Yeşilçat göletleri ile Eldere kuş cenneti ve Çamlıköy koruluğu diğer mesire yerleridir. Bu güzellikler, Dinar’ı hem iç, hem de dış turizm açısından önemli bir turizm merkezi haline getirmektedir. Dinar gerek mesire yerleri, aile parkları ve gerekse Afyon-Denizli, Denizli-Antalya karayolu üzerinde şehrin girişinde yer alan dinlenme, tesis ve lokantalarıyla geçit turizmine hizmet vermekte ve gelecekte turizm açısından daha büyük canlılık kazanacak konumda bulunmaktadır.
Dinar’ın bilinen geçmişi M.Ö.1200 yıllarına kadar uzanmaktadır. Dinar Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerindendir. Dinar Hitit İmparatorluğu döneminde Seha ırmağı (Büyük Menderes) Beyliğine bağlı olduğu tarih kitaplarından da anlaşılmaktadır. “Dinar”, tarih boyunca birkaç kez kurulmuş ve batmış şehirlerden (Kelainai-Celainai-Apemeia-Kiboyossimo-Geyikler-Dinar) sonra bu adla anılmaya başlanmıştır.

Şehrimiz, Truva Savaşlarında yenilerek Anadolu içlerine çekilen Ahiya (Akariyon) prenslerinden Geleinos tarafından M.Ö. 1200′lerde “Geleneia” adıyla kurulmuş, bitişiğinde kurulan “Apemeia” şehriyle birleşip “Dinar” adını almıştır.
Dinar, antik kral yolu üzerinde Ege kıyılarına ve Akdeniz’e açılan karayolu ile demiryolu kavşağında kurulmuştur.
Hititlerden Aka-İyon, Frig, Kimmerler, Persler, Roma, Bizans ve Türklere kadar bir çok Anadolu medeniyetinden izler taşıyan Dinar, eski çağlardan bu yana, sürekli olarak bölgenin başkentliğini yapmıştır.

Dinar tarihin ilk müzik yarışmasının yapıldığı yerdir. İçine tanrıların, kralların karıştığı masallar ve efsaneler şehridir.
Geleine, Anhoros, Midas, Asmalı yol, Ilıca ve Marsiyas efsaneleri dededen toruna anlatıla gelmiştir.
İlçemiz 1874 yılında Belediyelik, 1908 yılında ilçe olmuştur. Afyon iline bağlı olan ilçemiz Dinar, Akdeniz ve Ege bölgesi arasında kalır. İlçe merkezi ve güneyindeki köyler Akdeniz bölgesinde, kuzeyindeki köyler Ege bölgesindedir.
Göller bölgesi içerisinde incelenen Dinar ilçesi, kuzeyde Sandıklı, kuzey doğusunda Şuhut, güneydoğuda Isparta, güneybatısında ise Başmakçı ve Evciler, kuzeybatıda Denizli, güneyde Keçiborlu’yla çevrilidir.
İlçenin Dombay, Çöl Ovası ve Dinar Ovası adıyla başlıca üç ovası, Karakuyu adıyla bir gölü, bir akarsu olarak Büyük Menderes nehri vardır. Cerit yaylası ve Dombay İncebel yaylası önemli yaylarımızdır.
İlçe; Akdeniz ikliminden, İç Anadolu kara iklimine geçiş karakteri gösteren yöresel klima alanıdır.
İlçenin 2000 yılı genel nüfus sayımına göre nüfusu 92.608′dir. Bu nüfusun 37.608′i ilçe merkezinde yaşamaktadır. İlçemize bağlı 9 kasaba ve 56 köy bulunmaktadır.
İlçede 1 Ekim 1995 Pazar günü saat 18.00′da 6.1 şiddetinde deprem meydana gelmiş, 94 vatandaşımız hayatını kaybederken, 250 yurttaşımız yaralanmıştır.
İlçede 46 ilköğretim okulu, 8 ortaöğretim okulu vardır. Bu okullarda toplam 8.849 öğrenciye 459 öğretmenle eğitim verilmektedir. Ayrıca 1 Meslek Yüksekokulumuz bulunmaktadır. Okulda 424 öğrenciye 13 öğretim görevlisiyle yükseköğretim verilmektedir.
İlçede ayrıca Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı Halk Eğitim Merkezi ve Çıraklık Eğitim Merkezi Müdürlükleri bulunmaktadır.
İlçe merkezi ile kasaba ve köylerinde 2 Devlet Hastanesi, 11 Sağlık Ocağı, 21 Sağlık Evi, 1 Ana Çocuk Sağlığı ve 1 Verem Savaş Dispanseri Tabibliği ve 1 adet 144 öğrencisi bulunan Sağlık Meslek Lisesi bulunmaktadır. Dinar Devlet Hastahanesinin yatak sayısı 150, Haydarlı Devlet Hastahanesinin yatak sayısı 30′dur.
İlçede 1500 kişi kapasiteli 1 stadyum, 2 semt sahası ve spor kulübü bulunmaktadır.
Antik Kral Yolu üzerinde Ege kıyılarına ve Akdeniz’e açılan karayolları ile demiryolu kavşağı üzerinde kurulmuş olan Dinar ilçesi; tarım, hayvancılık ve ticarette gelişmiştir. Dinar ve çevresinde halkın gelir kaynağı tarım ve hayvancılığa dayanır. İlçede tahıllardan arpa, buğday, nohut’un; endüstri bitkilerinden ayçiçeği, mısır, şeker pancarı, haşhaş ve yem bitkilerinin; kuru soğan, patates vd. sebzelerin; elma, vişne, armut, üzüm gibi meyvelerin üretimi yapılmaktadır. Toplam tarım alanı 63.700 hektardır.
Hayvancılık olarak; büyükbaş, küçükbaş, tavukçuluk ve arıcılık yapılmaktadır. Söz konusu hayvanlardan; et, süt, yoğurt, peynir, yumurta ve bal üretilerek ilçemizin ve ülkemizin ekonomisine katkı sağlanmaktadır.
İlçede 14.375 büyükbaş, 89.340 küçükbaş, 112.000 kanatlı hayvan, 3.155 arı kovanı bulunmaktadır.
İlçede ormanlık alan sahası 186.138 hektardır.
İlçemizde 625 kayıtlı üyesi bulunan Dinar Sanayi ve Ticaret Odası mevcuttur.
İlçede 9 adet dokuma, 2 adet teneke kutu,2 adet çuval, 2 adet un fabrikası, 2 adet yem fabrikası, 1 adet balık ağları iplik fabrikası, 2 adet makine ve tarım aletleri fabrikası, 1 adet kot dikim atölyesi vardır. 50 adet kalkınma ve sulama kooperatifi ile 7 banka şubesi mevcuttur.
Dinar-Denizli karayolu üzerinde, ilçeye 12 km mesafedeki Akçaören-Göğebaan mevkiinde, yaklaşık olarak 830 hektarlık alan, organize sanayi bölgesi olarak tespit edilmiştir. Bu alan, belediye imar sınırları içerisine alınmıştır. Organize sanayiyle ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Danteon (Tanrılar Kulu Tapınağı), Artemis Anaitis Tapınağı,Tiyatrosu, Agorası (Pazar yeri), Stadyumu, Suçıkanı, Pınarbaşı, Karakuyu kuş cenneti, Norgaz orman piknik alanı, Cerit ve Zenderi yaylası ilçemizin ilgi odağıdır. Yol güzergâhında bulunan dinlenme tesisleri turizme hizmet vermekte, ilçeye hareketlilik kazandırmaktadır.
ILICA EFSANESI
Eski çağlarda Dinar’ın bulunduğu yerde Apameia şehri vardır. Bu şehrin krallarından birisi Ilıca ile Suçıkan kaynakları arasında bir ilişki bulunup bulunmadığı hakkında çıkan tartışmayı çözümlemek üzere uç kahinini görevlendirir.Kahinlerden ikisi bu suyun Pınarbaşı’ndan geldiğini diğer kahin ise Sandıklı kaplıcalarından geldiğini söyler. Kral, suyun Sandıklı’ dan geldiğini iddia eden kahinin kendisini aldattığını düşünerek, gözlerini oydurur. Aradan yıllar geçer, Kral yapmış olduğu bu isten pişman olur, kahine giderek kendini bağışlatmak ister. Bir isteği olup olmadığı sorar. Kahin şöyle bir istekte bulunur ” Bu su benim gözlerimin kör olmasına neden oldu. Buraya iki tane göz yaptır, ve benim gözyaşlarım gibi her zaman ilik aksin” der. Kral bunun üzerine oraya iki gözlü (kemerli) köprüyü yaptırır. Ağlayan ve gülen su olarak(Kelon ve Jelon) kaynaklarda belirtilen sular Ilıcadaki bu iki gözden çıkan sulardır.
MIDAS’IN KULAKLARI
Gelene (Kalainai) krallığında Marsyas isimli bir genç pınarın (SUCIKAN) etrafında dolaşırken bir flüt bulur. Günlerce uğraşarak flütü çalmayı öğrenir. Aslında bu flüt tanrıca Athena’nindir. Athena flüt çalarken yüzünün çirkinleştiğini sudaki yansımalardan görerek, flütü buraya fırlatıp atmıştır. Marsyas o kadar güzel çalmayı öğrenmiştir ki herkes onu dinlerken kendinden geçmektedir. Ünü kısa surede tüm çevreye yayılmış ve herkes onu dinlemek için akın akın Gelene’ye gelmektedir. Derken şöhreti tanrı Apollon’un kulağına gider. Apollon’da Marsyas gibi müziğe düşkündür ve lir çalmakta çok ustadır. Kimse onunla yarışmaya cesaret edemez. Tanrı Apollon , Marsyas’in müzikteki şöhretini kıskanmaya başlamış ve onu herkesin önünde yarışmaya davet etmiştir. Yenen yenilene istediği cezayı verebileceğini belirtmiştir. Yarışma yeşil cayırlarla süslü TMOLOS daği eteklerinde yapılır. Üç kişilik jüri heyetine kral Midas başkanlık eder. Apollon lir’iyle tanrısal ezgiler çalarken sanat ve su perileri olan muz’ler ona koro halinde eslik ederler.Marsyas flüt çalmaya başlayınca tanrı Apollon’dan aşağı kalmamış çok güzel ezgiler çalmıştır. Halk Marsyas’i çılgınlar gibi alkışlayıp, tempo tutmuştur.jüri kararını açıkladığında Kral MIDAS adil davranarak oyunu Marsyas’e vermiş, Fakat Marsyas yarışmayı kaybetmiştir.tanrı Apollon MIDAS’in oyunu Marsyas’e verdiğini görünce çılgına dönmüş ve Marsyas’in derisini yüzdürerek su kaynağındaki mağaraya asılmasını emretmiştir. Tanrı Apollon Kral Midas’a dönerek “Sen benim Lirimin sesini dinlemekten acizsin. Duymayan o kulaklarını eşekkulakları gibi yapayımda gör ” demiştir. Bir sure sonra Kral MiDAS’in kulakları eşekkulakları gibi olur. Bundan utanan kral başına özel bir şapka yaptırır.Bu sırrını sadece berberine söyler. Onu da ölümle tehdit ederek kimseye söylememesini sağlar.Berber uzun sure bu sırrı saklamış ama dayanamamıştır. Bir gün su kenarına giderek düşünmüş, bağırmak istediği halde korkusundan bir duyan olur diye bağıramamıştır.Suyun kenarına bir çukur acar çukura eğilir ” Kral Midas’ın kulağı eşek kulağı gibi” der ve çukuru kapatır.Böylece berber biraz olsun rahatlamıştır. Aradan uzun zaman geçer,çukurun üstünde kamışlar biter.Rüzgarlar estikçe onlardan fısıltılar gelmeye baslar.”KRAL MIDAS’IN KULAKLARI EŞEKKULAKLARI GİBİ” diye etrafa yayılır. Böylece bu sırrı bütün halk öğprenir.